|
amaç çocuklarını kısa yoldan meslek sahibi etmekti.onun için yollara düşülür,ucuz ve son derece sağlıksız bir ev bulunur,kenar mahallelerden.sonra ince bir yatak-yorgan da rulo yapılıp getirildi mi köyden,yanı
dedem bir akşam “ sattım “ diye gelmişti evimize. sanki bu söz ta kalbimin üzerine saplanmış bir ok gibi acı hissettirmişti. “ evet “ diyordu dedem, “ ne zamandan beri paraya ihtiyacım vardı, nihayet köyde
ordu şehrine bir kişiyi bile tanıyamamanın ürkekliği ile, yalnızca telefonla anlaşma yaptığım yörenin mahalli gazetesi karadeniz 52’nin bürosuna geldiğimde gazete henüz açılmamıştı. kapının önünde beklerken
yalnız kuşun Şarkısı”nı dinlerdi akşamları. gözlerinde koyu bir hüzün, dudaklarında yarım bir tebessümle öylece bakar dururdu gecenin içine. siyah, kıvırcık saçları bir telaşla dökülürlerdi
erdal ‘ne güzeldi, iki katlı beyaz badanalı evimiz’ diye usundan geçirdi. küçüklüğümüzde, o zamanlar bize dev gibi gelirdi odalar ve balkonlar, hele evin ve komşuların bahçeleri derya gib
rahmetli babam ticaretle uğraşırdı. toptan alır perakende satardı. halimiz vaktimiz iyiydi çok şükür. sıkıntı çektiğimiz söylenemezdi. benim çocukluğumda bir aile ne kadar varlıklı olursa olsun, çocuk şımarm
yalnız olmayı hiç istemediği halde yalnızdı işte. her geçen gün çeşitli nedenlerle çevresindekiler kopmuşlardı ondan. Üstelik kişilerin yaşlanıp bir çok yetilerini kaybettikleri bir dönemde olurdu bu.
pırıl pırıl güneşli güzel bir gün emekliliğin tadını çıkararak evimde dinlenirken telefon çaldı. hava öyle soğuktu ki uzanırken biraz daha ısınabilmek için üzerime aldığım battaniyeyi yavaşça atara
mustafa hep yağmur taşırdı sırtında.evden okula gelene kadar yağan yağmuru biriktirirdi üstünde.İncecik gömleği kuruyana kadar yağmurla sarmaş dolaş otururdu sınıfta.kışın sert rüzgarları esmer yüzünde ve dudağında &cced
Simdi halamların yazlıgı var oraya gittik bütün sülale orda neyse bi gün herkes bi konser var oraya gitcek bizde 3 cocuk gitmek istemiyoruz bunlarda basımızda babaannem bizi evde bıraktı 2 erkek 8 yaslarındayız bide bizden 2 yas b
hani “Şaka mı bu?kamera nerde?”derler ya gerçekten öyleydi. Üniversite son sınıf öğrencisiydim.biraz uçuk biraz kaçık..okulun ilk yılında pek de samimi olmamamıza rağmen tabiri caizse bu kızla kanka olm
kanser hastanesinde bashekimken serap adinda genc bir hanim hastam vardi. bu hastam gögüs kanserine yakalanmis ve tedavi icin yurt disina gitmek istemesine ragmen, bazi formaliteler sebebiyle o imkani bulamamisti. serapi özel bir ilgiy
onu kalbimin alabildiği tüm sevgimle sevmiştim. Çiçeğin toprağını, çöllerin kumları sevdiği gibi onsuz olmak demek ölüm demekti.. İşte tüm hikaye burda başladı o gün yine yağmur yağıyordu sırılsıklam
yurt dışına gitmek için hazırlık yapıyordum. herşey hazırdı artık geri dönmeyecek bu şehri ve herşeyi bırakıp gidecektim. vize işlemlerini yaptırmak için ankaraya gitmek üzere bilet aldım. 14 numaralı koltuk cam kenarı yanımda
arkama bakıyorum, bir sürü kadın görüyorum, beni takip eden. neden takip edildiğim hakkında hiç fikrim yok. dönüp önüme tekrar yürüyorum ama bir his kurcalıyor içimi ve arkandan beni tak
yüreğim de beraber gidiyordu. onunla beraber. bütün her şeyim gibi içimdeki sevgiyi de alıp götürüyordu. kanatsız bir kuş gibi kalmıştım ıssız bir çölün ortasında. beni kandırabilecek bir serap ar
anılar ve anıların oluşturduğu anıtlar yığını, insanı yaşatanlar ve değişime götüren yollardır. bir çocuk düşünün; henüz çalınmamış zamanı, çığlıkları ve en önemlisi de umutları… bekliyor
Çok tanınmış özel bir hastahanede sezaryenle dünyaya açtı gözlerini. doktorlar ameliyat masasının etrafında fır dönüyor, hemşireler adeta titriyorlardı. dünyaya gelişi çok görkemliydi, büt&
o gece rüyamda ninemi gördüm.Şırıl şırıl suların aktığı vadide, pırıl pırıl bakışlarıyla karşıma çıkıverdi. nineciğim, nineciğim! Ölmedin, yaşıyorsun değil mi? dedim. \\\"burdayım yavrum. bak karşındayım işte.\\\" dedi. bir
|