Kategoriler

Popülerler

Kızılcahamam İlçesi




Beşeriyetin hafızası ve insanlığın tecrübesi olan tarih, şurda yaşadıkça, milletlerin şahsiyetlerini geliştirmeye, kültür ve ülkülerini güçlendirmeye hizmet eder. Tarihini bilmeyen ve şuurunu taşımayan milletler, hafıza ve idraklerini kaybetmiş şaşkın kimselere benzer.

Beşeriyetin hafızasını canlı ve diri tutacak unsur ise belgelerdir. Buna karşı Yabanabad’ ın geçmişi hakkında yeterli kazı ve araştırma yapılamamış olması yüzünden, bugüne kadar bölge ile ilgili yazılı eserlerde, Ankara ile beraber ele alınma zarureti hasıl olagelmiştir.

Ankara-Dışkapı’da bulunan Roma Hamamı ve Hacı Bayram Camii yanındaki Ogüst Tapınağı harabeleri, Arkeoloji Müzesinde sergilenen buluntular yanında, ilçemiz sınırları içinde bulunan Başköy Kalesi, Mahkeme Ağacin kilise mağaraları, Akdoğan Köyü kazıları, Saray köyü Roma harabesi, Seyhamamı’ ndaki eski kilise, genel olarak Ankara ve münhâsıran Yabanabad tarihinin ilkçağlara kadar uzandığını, o devirlerde önemli bir yerleşim yeri olduğu konusunda bir fikir veriyor.

Ankara ve Yabanabad bölgesinin, suları, tabii güzelliği ve insanın temel ihtiyaçlarını karşılayabilecek ziraî çalışmalara imkân veren toprağı ile sadece yerleşim yeri olarak kalmayıp, ılkçağda Ortadoğu’ nun en önemli stratejik unsuru olan Kral Yolu’nun üzerinde bulunmasından dolayı önemli bir konaklama merkezi olduğu da bir gerçekdir. Asya-Avrupa arası göç, ticarî ve askerî seferler sırasında da çok önemli bir uğrak merkezi olan Yabanabad’ dan, Kargasekmez ve Azaphane geçitleri ile kuzeye, Özboyu (Kirmir vadisi) ile de batıya ulaşmak mümkün olmuştur. (Bugün uluslararası iki karayolu da –E-5 ve E-89-Kızılcahamam’dan geçerek, bölgenin halâ önemli bir geçit ve uğrak yeri olduğunu âdeta tasdik eder.)

Genel olarak 20. Asrın başlarında Ankara civarında eski medeniyet izlerinin nisbeten yer üzerinde bulunduğu; Çubuk, Maltepe, Üreğil, Atatürk Orman Çiftliği, Ergazi, Bağlum, Karaoğlan, Güdül, Ahlatlıbel ve Eti Yokuşu gibi mevkilerde yapılan kazılarda ortaya çıkarılan yapı, araç-gereç ve yazılı belgelerden, Ankara ve çevresinde Kalkolotik ve Bakır Çağı’na ait iskan izleri görülüyor.

şehrin bazı yerlerinde Paleolotik devir taş aletlerı ve kalenin eteğinde Neolitik devır el baltası bulunması, buranın o dönemde iskân edildiğini gösteriyor. Çıkarılan belgelerin okunmasından, çevrede köyler kurulduğu, hayvanların evcilleştirildiği, tarım ve kısmen dokumacılıkla uğraşıldığı anlaşılmaktadır.

Ayrıca yapılan araştırmalarda ilçemiz Çeştepe köyünün Paleolotik devirde yerleşim yeri olduğu görülüyor.

M.Ö. 2. Bin yıl başlarında, önce Asurlular’ın Orta Anadolu’da ticarî koloniler kurduğu, ardından Hitit’lerin gelip, Hatusas (Boğazköy) merkez olmak üzere Ankara ve çevresine hâkim oldukları görülür. Akdoğan köyü ve dolaylarında Prof. Dr. Muzaffer şenyürek’in yaptığı araştırma ve kazı bulgularından, Hititlerin bölgede ve Kirmir vadisi tabanında yaşamış oldukları tesbit edilmiştir. Fakat bu araştırmacı ilim adamının tesbitleri yayınlanmadan, bir uçak kazasında vefat ettiği için bölgemizin tarihi hakkında daha fazla bilgi edinebilmek şu an için mümkün olamamıştır.

Hititlerden sonra, M.Ö. IX. Asırda Frigyalılar, merkez Gordiyon (Polatlı yakınlarında ) olmak üzere, Manisa, Afyon, Ankara ve Konya’yı içine alan ve Malatya’ya kadar uzanan bir bölgede hâkimiyet kurarlar. Ankara bu dönemde (M.Ö.VII-VII asır) muhtemelen kale ve etrafına kurulmuştur.

Arkeolojik buluntulara göre Ankara tarihi Friglerle başlar. Hacı Bayram Tepesi zirve olmak üzere, hal civarından, Çankırıkapı ve Dışkapı’ya kadar olan kısım bir Frig höyüğü olup, Anıtkabir, Bahçelievler ve Çiftlik tümülüsleri (Yığma tepe) asillerin, istasyon civarı ise halkın mezarlığıdır. Gerek mezar tümülüslerinin büyüklüğü, gerekse içindeki eşyanın zenginliği Ankara’nın önemli bir Prenslik olduğunu ortaya koyar.

Bu tablo Ankara ve çevresinin Frigler tarafından iskân edildiğini göstermiş olmasına karşı, Yabanabad’ da iskânı gösteren fazla bir ize rastlanmıyor. Bunun için özellikle Kızılcahamam’da iskânın olabileceği kanaatinde olduğumuz Özboyu’nun (Kirmir Vadisi) Güdül’e kadar araştırılması gerekmektedir. Çünkü 1463 tarihli tahrir defterine göre Güdül’e bağlı Keşanuz (Yeşilöz) ve Erkeksu köylerinde Rum halkın bulunduğu görülmektedir.

Ankara’ya çeşitli dönemlerde “Ankrya, Angora, Engürü” gibi isimlerin ne zaman ve kimler tarafından konduğu bilinmiyor. Bizans kaynaklarında, Galatlar’ın Mısırlılara kazandığı bir deniz zaferi şerefine bu şehri kurduklarını ve zaferin nişânesi olarak Mısırlılardan ele geçirdikleri bir gemi çapasından dolayı, ismini Ankrya koydukları belirtiliyor. (Ank-Grekçe-=Çengel ve kıvrımlı. Gemi çapasının da çengelli ve kıvrımlı olması, bu görüşü kuvvetlendiriyor)

M.Ö. VII asrın ortalarında Doğu Anadolu’ya gelen ıskitler, buradaki Urartu’ ların karşı koymaları ile Orta Anadolu’ya yönelirler. Gordiyon’u tahrip ederek Frigya Devleti’ni yıkarlar ve VII asrın ilk çeyreğinden itibaren Ankara ve çevresinde belli bir süre devam edecek bir hâkimiyet kurarlar.

ıskitler’den sonra Ankara ve çevresi, M.Ö. 547’den itibaren Lidya hakimiyeti altına girer. Fakat ıran’dan gelen Pers’lerin saldırması sonucu, başkentleri Sard’ (Manisa’nın ilçesi Sardmahmud) a kadar çekilirler ve yenilirler. Özellikle bu dönemde kullanılan Kral Yolu’un, Ankara’dan geçtiğini yukarıda belirtmiştik.

Pers hakimiyeti, Makedonyalı Büyük ıskender’in, Doğu Seferi için Anadolu’ya gelişine kadar devam eder. Kral Yolu ile Gordion’a uğrayan Büyük ıskender, burada bir kış geçirerek, M.Ö. 333 yılı baharında, Ankara’ya gelip yaza kadar Pers ordusunu bekler. Daha sonra da Doğu seferine devam etmek üzere, aynı yol ile güneye inerek, Torosları aşar.

Büyük ıskender’in hâkimiyetinin ardından, M.Ö 281 yılından itibaren bu sefer de yağmacı ve çapulcu bir Avrupa kavmi olan Galatlar, Balkanlar’ dan Anadolu bozkırlarına gelerek, çobanlık yaptıkları Fransa ve Güney Almanya gibi kendi memleketlerine benzettikleri Ankara ve çevresini uygun bulup bu çevrede Galatya adıyla bir devlet kurarlar. Fakat Anadolu’nun yerleşik halkı bu barbar kavmi Romalılar’a şikâyet edince M.Ö. 188 de Roma Konsülü Manliyüs Vulsa Galatları yener ve, bir daha yağmacılık yapmamaları şartı ile barış yapılır. Bu şekilde II.Asrın başlarından itibaren bu bölgede siyasî birliği yeniden kuran Romalılar, Ankara ve çevresinin coğrafî önemi ve ticarî yollar üzerinde bulunması sebebiyle, Galatya’yı bir Roma eyaleti haline getirirler


Kızılcahamam İlçesi Ankaraya 80 km uzaklıktadır. Ancak ilk bilinen ilçe merkezi  bugünkü  Demirciören  köyü yerleşim  yeri olup, kayıtlarda Yabanabat  olarak geçmektedir. 1880 yılında ilçe merkezi eski adı çorba olan şimdiki Pazar bucağına taşınmış ve 1915 yılında bugünkü yerleşim yerine nakledilmiştir. Bölgemizde  bulunan Hitit devri kalıntıları göz önünde tutulursa bölgenin yerleşim yeri olarak tarihinin M.Ö.' ki dönemlere dayandığı anlaşılmaktadır. 


Kızılcahamam ilçesi doğudan Çubuk, batıdan Çamlıdere ve Güdül, kuzeyden Çankırı'nın Çerkeş ve Bolu'nun Gerede ilçesi ile güneyden Ayaş ve Kazan ilçeleriyle çevrilidir.  


  İlçemizde Kurtboğazı, Eğrekkaya ve Akyar barajları mevcut olup bu barajlar Ankara’nın sulama ihtiyacını karşılayan barajlardır. Akyar barajının suyu Eğrekkaya barajına ve oradan da Kurtboğazı barajına transfer edilmektedir.      Kızılcahamam İlçesi yeraltı suları bakımından zengindir. Özellikle şifalı kaplıcaları meşhurdur. Kızılcahamam  İlçesinde  karasal  iklim hüküm sürmesine  karşın yapılan barajlar ve Karadeniz’e yakınlığından dolayı Batı Karadeniz iklimi özellikleri de görülmektedir. Yağmurlar İlkbaharda yoğun olmakla beraber, Ormanlık alanın fazla olmasından dolayı yıl itibari ile yağışlı günler daha fazladır. İlçenin ortalama sıcaklığı +11 C 'dir. En yüksek sıcaklık ağustos ayında 34 C , en düşük sıcaklık şubat ayında  -20 C ' olarak tespit  edilmiştir. 


Kızılcahamam İlçesinde ortalama nem % 66 ' dır. En yüksek nem kış aylarında % 76, en düşük Eylül ayında % 4 olarak tespit edilmiştir. 107 köyü ve bir beldesi olan ilçenin 2000 yılı  sayımına göre nüfusu  33 623’dür. Bu nüfusun 16 195  ilçe merkezinde, 17428’  köylerde yaşamaktadır  


Kızılcahamam İlçesi 1711.87 Km2 ' lik alan üzerine kurulmuş olup ,merkezinin rakımı 975 metredir.


1950 ye kadar gerek dünya şartları ve Türkiye’de uygulanan kapalı ve katı devletçi politikalar, gerekse arazinin uygun olmayışı sebebiyle, sıkıntılı bir ekonomik hayat yaşanan ilçede, 1950 de iktidarın değişmesi ile bir kıpırdanma, bir hareketlenme görülür. Halk yine çetin tabii şartlara karşı boğuşmakta fakat her alanda sağlanan serbestlikten dolayı bu sıkıntılara pek aldırış etmemektedir.

Ağır vergi yükü, idarî baskı, karne ve yokluk gibi tek parti dönemi şikâyet konusu unsurlarından kurtulmuştur. Fakat ekilebilir arazi ve otlakların kısıtlı olması, yakacak odun temini ve ticarî amaçla kaçak kesim sebebiyle her fırsatta ormana giren köylünün, orman idaresi ile başı derttedir.

Mahkeme ve hapis korkusuna bu mesele gayrî kanunî yollarla çözülmekte, böylece ormancıların köylü üzerinde derin bir nüfuzları görülmekte. Nihayet 1957 de orman arazisi dikenli tel ile çevrilir. Böylece hayvan otlatacak yeri olmayan orman köylüsü hayvancılığı bırakıp Almanya ve büyük şehir yollarına düşer.

Aslında orman köylüsünün ormanı keserken vicdanı rahat değildi. Dînen ve kanunen suçlu olduğunu biliyordu. Fakat içinde bulunduğu ekonomik sıkıntı ve başka bir geçim kaynağı olmadığı için ormanı bir geçim kaynağı olarak görmüş ve balta ile içine dalmıştır.

Fakat, önceleri kömürcülük yapanlar odunculuğa geçiş sağlamışken, yıllar geçtiği halde odunculuktan sıvı yakıt ticaretine geçiş sağlayamayıp hüsran içinde çaresiz köylerine dönmüşlerdir.

Bu dönem, insanımızın pek çok yenilik ile karşılaştığı ve hayata yeni bir şeklin verildiği yıllardır. Tarımda uygun yerlerde karasaban yerine pulluk ve traktör kullanılmaya başlanır. Bu şekilde kısa zamanda daha fazla arazi işlenmektedir. Daha sonraki yıllarda kullanılan sunî gübre ve ilâçlama yoluyla tarımdan alınan ürün miktarı artar. Avrupa’dan ithal edilen inek cinslerinin geç de olsa tutulmasıyla hayvanî ürün miktarında da bir artma yaşanır ve böylece köylü para görmeye başlar.

Bu şekilde hayat standardı kısmen yükselen halk, hayatında bazı değişikliklere gider. Bataryalı radyolar köylere girerek insanı ülke ve dünyadan haberdar eder. Toprak damlı evler yavaş yavaş kırmızı kiremitli çatılarla örtülür, o zamana kadar bulunursa üzümle içilen çay artık şekerle içilir. Çarık yerine Soğukkuyu ve cızlavut denen lastik pabuçlar giyilmeye, kaçak tütün yerine devletin ürettiği “Birinci, İkinci (köylü), Bafra” sıgaraları içilmeye, pırpıt yerine kadife ve kaba kumaştan elbiseler giyilmeye başlanır.

Buna rağmen ilçede ekonomik alandaki faal nüfus 1955-1975 arası, Türkiye ortalaması altındadır. Bunu sanayi toplumuna geçiş sürecinin tabii bir sonucu olarak görmemiz gerekir. Tarım alanlarında aile reisi dışındaki fertler, yardımcı olarak faal nüfusa katılırdı. Ancak kırdan kente göç ile meydana gelen tabloda aile reisi dışında diğer fertlerin ekonomik faaliyete katılma imkânı kaybolur.

Böylece köyde yardımcı pozisyondaki anne, çocuk ve yaşlılar, kentte; öğrenci, ev kadını veya çalışmayan ihtiyar olarak faal guruptan ayrılmışlar ve sonuçta, yardımcı aile fertleri 1955 de % 40 iken,1975 de % 20 ye inmiştir.

Ankara’nın başkent olması ve ilçemizin yakınlığı nedeniyle memurluk gibi farklı bir hizmet sektörü ortaya çıkmıştır. Bunun yanında tipik bir Anadolu kasabası görünümündeki ilçemizde manifaturacı, bakkal, semerci, terzi, soğuk demirci, kalaycı, kundura tamircisi,birkaç oto tamircisi gibi küçük esnaf dışında, Altın Su işletmesi, Maden suyu işletmesi, birkaç fırın, gazoz atölyesi, birkaç kereste atölyesi ve benzin istasyonu gibi işletmeler de mevcuttur.

Bu yıllarda uzun yıllardır ilçemizde, bankacılık sektöründe hizmet veren Ziraat Bankası yanında, 1970 lerde bir de Yapı Kredi Bankası ve Halk Bankası şubesi açılır. Yapı ve Kredi bankası 1980 öncesi, yeterli potansiyel olmadığı için buradan başka bir yere taşınmış ve yine bu yıllarda Türkiye İş Bankası şubesi açılmıştır. Bunlardan Ziraat Bankası çiftçi ve tarımla uğraşan kesime, Halk Bankası esnaf kesimine, diğerleri de genel anlamda ticari yönden ticaret erbabına kredi, çek, senet konularında yardımcı olmakta idiler.

1950 de ilçede jeneratör ile çalışan elektrik santrali devreye girer ilk yıllarda henüz sanayide kullanılacak kadar güçlü bir gerilim olmadığı için bir süre daha el ile çalışan makine ve aletlerin kullanımına devam edilir.

Buzdolabının ev ve işyerlerinde yaygın olarak kullanılmaya başlanmasından önce, soğutucu olarak kar kullanıldığı dönemde, bazı Karacaören köylülerinin yaptığı kar ticareti de, hazırlanışı ve pazarlanması yönünden hayli ilginç. İlk yaz, Mart sonu ve Nisan ayı başlarında bulgur bulgur yenecek duruma gelen kar, dağın kuzey yamacında kademeli olarak önceden hazırlanan kuyulara doldurularak tepilip sıkıştırılır ve ısınıp erimemesi için üzerine talaş örtülür. Okulların tatile girdiği Haziran ayından başlayarak 15 Ağustos’a kadar hergün ilçeye kar getirilir.

Hayli zor bir çaba ve yolculukla gerçekleşen bu kar ticaretinde, köylüler geceden kalkarak kuyulara gider, hızarla kestikleri kar kalıplarını çuvallara doldurup hayvanlarına yükleyerek ilçenin yolunu tutar. Sabah vakti ilçeye gelinir ve lokanta, seyyar dondurmacılar, büfeler, kahvehaneler ve seyyar meşrubatçılara kalıp olarak kesilen karları satarlardı.

2,5 ay devam eden bu kar ticareti Karacaören’liler için oldukça kârlı bir iştir. Anlatıldığına göre bir günde, yeme-içme gibi masraflar hariç bir Reşat altını alacak kadar para kazanırlarmış. Bir sezonda kar kuyuları bitmez ise, gelecek sezon için de kullanılır, erimeden uzun süre aynı sertlikte kalırmış.

İlçemizde tarım ve hayvancılığın yıllara göre seyri konusunda 1965-1970-1980-1990 ve 1999 kayıtları mevcut. Bu kayıtlara göre inceleyeceğimiz ilçemiz tarım ve hayvancılığı konusunda yapılan çalışmalar ve kaydedilen ilerlemeleri sunmaya gayret edeceğiz.



1-Tarım:

Arazinin engebeli, ve bölünüp küçülmesi nedeniyle makine tarımı mümkün değildir. Sarp arazili köylerde ekinler tarladan köye bırakın kağnıyı eşekle bile zor getirilirdi.1956 da ilçede 2 traktör, 5 traktör kulaklı pulluk, 7980 karasaban, 40 tırmık, 1 diskarro bulunmakta idi.

1960 da Ciğir’de 1 ve Pazar Akçaören’ de 2 traktör vardır. Buna karşı ilkel tarım aletleri yoğun olarak kullanılır. Bu aletlerin 1965 sayıları şu şekildedir:



Pulluk........: 992 adet Kağnı..........: 6.000 adet

Karasaban.: 6.600 adet. Araba..........: 1.500 adet

Döğen.......: 6.600 adet. Traktör........: 4 adet.



1965 de 42.649 olan ilçe nüfusunun % 96 sı tarım, % 3 ü hayvancılık, % 1 de diğer işlerle meşgul olup, tarım ve hayvancılığın ekonomide hakim durumu açıkça görülmektedir. İlçe arazisinin 319.750 dönümlük kısmı tarıma elverişli olup bu sahanın da % 90 kadarı Pazar civarı ve Çeltikçinin sırt bölgesindedir..

Gönderen: admin | Hit: 169 | 2010-01-12 09:05:10
» Üye Girişi
Kullanıcı Adı
Şifre

Üye Ol

» Advertisement
|güzel sözler|resim|aşk sözleri|film izle|hikayeler Domain